Sağlık işçisi kadınlar: İş yoğun, ücret düşük, haklar kısıtlı

  19.07.2019   56 okunma   

Ankara’nın çeşitli hastanelerinde farklı statülerde ve alanlarda çalışan kadın işçilerle çalışma koşullarını, taşerondan kadroya geçiş sürecinde değişenleri, değişmeyenleri ve taleplerini konuştuk.

Sağlık alanı, hem hekim, hemşire, ebe, sağlık teknisyenleri gibi tıbbi hizmetleri verenler hem de büro işleri, temizlik, bilgi-işlem, güvenlik vb. destek hizmetlerinde çalışanları kapsayan, pek çok farklı meslek grubunu içinde barındıran bir alan. Yani sağlık iş kolunda istihdam da örgütlülük de parçalı bir yapıya sahip. Buna bir de özelleştirmeyle birlikte farklı statülerde çalışma da eklenince bu parçalılık daha da içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Yarı zamanlı çalışma, saatlik çalışma uygulamaları sağlık alanında giderek artıyor. Temizlik, veri kayıt gibi hizmetlerde başlayan taşeron çalışma ise çok yaygın. Sözleşmeli çalışma geçinilemeyecek kadar düşük ücret, iş güvencesinin olmaması, şiddet, kötü muamele ve geleceksizlik anlamına geliyor. Taşeron işçilerin kadroya geçirilmesi ile bu sorunların giderileceği propagandası ise yerini çoktan gerçeklere bıraktı bile.

Ankara’nın çeşitli hastanelerinde farklı statülerde ve alanlarda çalışan kadın işçilerle çalışma koşullarını, taşerondan kadroya geçiş sürecinde değişenleri, değişmeyenleri ve taleplerini konuştuk.

"SADECE ŞİRKET GİTTİ, GELECEĞİMİZ HÂLÂ BELİRSİZ"
Nazife ORTAKCI

Dışkapı Hastanesi, Yıldırım Beyazıt Hastanesi ve yine bu hastaneye bağlı Mevki Hastanesi, Ankara’da her gün binlerce hastaya hizmet veriyor. Yüzlerce kadının çalıştığı bu hastanelerde, iş yoğun, haklar kısıtlı, ücretler düşük.

Kadın işçiler, kadroya geçileceğini öğrendiklerinde, tüm taşeron işçiler gibi büyük beklentiler taşıyordu. Geldiğimiz noktada ise taşerondan kadroya geçenin de geçemeyenin de dertleri say say bitmiyor.

"AYNI İŞİ YAPIYORUZ AYNI MAAŞI ALAMIYORUZ"

Sohbet ettiğimiz üniversite mezunu bir kadın işçi, yaşadıklarını şöyle paylaşıyor: “Görevim hasta yönlendirmek. Yaptığımız iş gereğince kadroya geçtik ama işimizde yükselme, eş durumundan tayin edilme, başka yere nakil geçme gibi haklarımız yok. Aldığımız maaş aynı işi yaptığımız memurlarla aynı değil. Esas işi biz yapıyoruz fakat hiçbir güvencemiz yok. Az kişi ile çok iş yapıyoruz. Molamız öğlenleri yemek arası yarım saatten ibaret. Haftanın altı günü çalışıyoruz, üstüne vardiyalarımız var; sabah, akşam ve gece vardiyaları. Çocuğu küçük olan kadın arkadaşlarımız bu vardiya değişiklikleri sırasında zorlanıyor.”

"NE MALİ NE SOSYAL HAKLARIMIZ İYİLEŞTİ"

Bir başka işçi de 696 sayılı KHK ile kadro edindiklerini ancak şu zamana kadar ne mali ne de sosyal haklarında bir iyileştirme olmadığını belirterek, hiçbir hakları olmadığından yakınıyor: “Terfi ve nakil gibi durumlarda işçiyi, idare nasıl isterse oraya yönlendiriyor. İzinler iş yoğunluğuna göre sorumlularımız tarafından belirleniyor. Kısaca idarenin inisiyatifine bağlıyız. Torpili olanlar rahat yerlere geçiyor, bizler sürünüyoruz. Bazı memurlar bize ‘Taşerondayken daha iyi çalışıyordunuz, kadro alınca gevşediniz’ diyor. Oysa bizler az kişiyle daha fazla iş yapmaya başladık. Bazen nefes alacak zamanımız olmuyor.”

Temizlik işinde çalışan başka bir işçi de kaderlerinin idarenin keyfi tutumuna bağlı olmasına tepkili. “Onlar nereye gönderirse orada çalışıyoruz. ‘Taşeron çalışma kötü’ diyorduk kadroya geçtik daha da kötü durumdayız. Kadrolaştıktan sonra hayatımızda ne değişti biliyor musunuz? Sadece şirket gitti, yine belirsizlik içerisindeyiz” diye dile getiriyor tepkisini.

SENDİKACILARA TEPKİ

Hasta yönlendirmede çalışan bir işçiye, yaşadıkları tüm bu sorunlara karşı neler yapılması gerektiğini soruyoruz. “Bizler hastanedeki bilgi işlem, güvenlik, yönlendirme, temizlik elemanları olarak farklı görevlerde çalışıyor olabiliriz. Ama hakkımızı hep birlikte aramalıyız. Ayrıca hepimiz farklı sendikalara üyeyiz. Sendikaların çokluğu da çözüm olmuyor ne yazık ki. Çünkü sendikalar sorunlarımıza eğilmiyor” diye yanıtlıyor.

Sendikaların sorunlar karşısında gereken tutumu almaması birçok işçinin şikayet nedeni. Yüksekokul mezunu bir temizlik işçisi, “Kadroya alındığımızdan bu zamana kadar aldığımız çıplak ücret üzerine 4+4 zam yapıldı, az da olsa tediyelerimiz var. Onun dışında ne iş güvencemiz, ne de özlük haklarımız tam veriliyor. Mensup olduğumuz sendika, kıdem tazminatını, BES’i devletin istediği gibi kabul edeceğini söylüyor. Oysa üye olurken sendikacılar kadro ve iş güvencesinden bahsediyorlardı. Şimdi ne oldu da yüzümüze bakmıyorlar?” diyor.

KADROYA GEÇEMEYENLER: BİZ SANKİ DIŞ KAPININ MANDALIYIZ

Sohbet ettiğimiz kadınlar arasında kadroya geçirilmeyen işçiler de var. Yemekhanede çalışan kadın işçilerden biri kadro konusunda yapılan bu ayrımcılığa isyan ediyor: “Bize kadro vermediler. Nedeni ise yemeğin dışardan hizmeti alımı olarak geçiyor oluşuymuş. Buradaki çalışanlar olmasa doktoru, hemşiresi, yöneticisi, işçisi, hastası yemek yiyebilir mi? Kadro verilirken bizi ayırdılar, sanki biz dış kapının dış mandalıyız. Yemekhane işçileri üvey evlat değil, bu hastanenin personelidir. Bizler de kadro istiyoruz, kimseden sadaka istemiyoruz. Sadece işimizi yaparken özlük haklarımızı talep ediyoruz. Gerçi kadroya geçen arkadaşlarımızın da bizlerden farkı yok ama insan yine de üzülüyor.”

"KADROSUZ İŞÇİLER BİRLİK OLMALI"

MR, tomografi çekimi de “dışarıdan hizmet alımı” kapsamında göründüğünden bu işi yapanlar da kadro dışı kalmış. MR’da çalışan bir işçi, ağır çalışma koşullarına ve yaptıkları işin tehlikelerine dikkat çekiyor: “Radyoloji okuyan ya da okulu bitirmiş stajyerler, rapor yazan, randevu veren, temizlik yapan arkadaşlarımız var. MR’ın bizlere ne tür zarar verdiğini bilemeden çalışıyoruz. Bazı hastanelerin kapanması ile birlikte yükümüz daha çok arttı. MR’a gelen o kadar çok hasta var ki anlatamam. Bazı zamanlar randevularda verdiğimiz saatleri bile aşıyoruz. Biliyor musunuz? MR ve tomografi en çok Türkiye’deki hastanelerde çekiliyormuş. Bizim çalıştığımız yer de 24 saat açık, ayrıca vardiyaya da kalabiliyorsunuz...”

Sağlık hizmetinin bir bütün olduğunu, hastanelerde çalışanlar arasında ayrım yapılmasının, bölünüp parçalanmasının bu hizmetin doğasına aykırı olduğunu belirten işçi, birlik olmanın çalışanlar açısından önemini vurguluyor: “Biz görüntülemede çalışanlar olarak güvenceli çalışma koşulları istiyoruz. İşimizi severek yapıyoruz ama kadroya geçemiyoruz. Yapılacak şey, kadrolu kadrosuz işçilerin birlik olması ve sorunlarını çözmesi konusunda bilinçlenmesidir.”

"NE İZİN KULLANABİLİYORUZ, NE İŞ YETİŞİYOR"
Eren SANCI

Ankara Hastanesi’nde çalışan kadın işçiler, “kadro kandırmacası” foyasının çok çabuk ortaya çıktığını, çalışma koşullarında bir değişiklik olmadığını hatta daha da ağırlaştığını anlatıyor.

40’lı yaşlarındaki bir kadın işçinin anlattıkları bir örnek: “Değişen herhangi bir şey olmadı. Çok yoğun çalışıyoruz. Daha doğrusu adamı olan çalışmıyor, adamı olmayan hep çalışmak durumda. Ücretler yarıya indi. Kadroya geçmeseydik daha fazla maaş alacaktık. İnsanlar bir şey demeye korkuyor. Diğer arkadaşlarımız da memnun değil bu durumdan ama değişecek gibi de görünmüyor. DİSK geldi bir ara hastaneye; 80 kadar kişi üye oldu ama yine de bir şey değişmedi. Sonra şirket şefleri zorla Hak-İş’e üye yaptılar. Onlardan da hiçbir şey görmedik.  Talebimiz olsa ne olacak, değiştirecek birliğimiz yok.”

"HER İŞE KOŞTURULUYORUZ"
Başka bir işçi ise her şeye koşan ama söz konusu olan ücretler ve haklar olunca “hiçbir şeyleştirilen” hastane işçisi kadınların dertlerini şöyle özetliyor: “Kendi görev tanımımız haricinde işleri de yapıyoruz. Hastayla ilgilenmeye kadar varıyor bu durum. Hastayı sedyeye bile biz yerleştiriyoruz. Buradaki herkes şikayetçi. Maaşlar bir ara eksik yattı. Gece vardiyasında çalışırken toplu iş sözleşmesi gereği gece çalışması farkı almamız gerekiyordu, ancak gündüz çalışıyor gösterip maaşımızı eksik yatırdılar. Bu durumun değişmesini istiyoruz. Sadece kendi görev tanımımızdaki işleri yapmak istiyoruz.”

"İNSANA DEĞER VERİLSİN"
Şehir hastanesi açılıp o bölgedeki hastaneler kapanınca iş yüklerinin ve angarya işlerin çok arttığını belirten bir işçi şunları söylüyor: “Buraya bir yığılma oldu. Bir ara izinlerimizi kullandırmadılar. ‘Eleman gelecek’ diye bizi beklettiler. Ne hemşire işini yetiştirebiliyor, ne biz kendi işimize yetişebiliyoruz. Böyle olunca görevimiz dışındaki her işi yaptırıyorlar. Kadroya geçtik ama sistem tam oturmadı. Ne izinler ne de maaş ona göre veriliyor. Bordroda 2 bin 600 TL görünüyor ancak 2 bin 400 TL veriyorlar. Bordroyu da vermiyorlar, paranın nereye kesildiği belli değil. 16 saat çalışıyoruz mesai ücretimiz yatmıyor. Gececi olanlarla 22.00’de çıkıyoruz. Hastane içinde tüp geçidin ışığı yok, kamera yok. Yürürken sürekli tedirgin oluyoruz, önümüze arkamıza bakmak zorunda kalıyoruz.”

“Güvenilir, insana değer verilen” koşullarda çalışmak istediklerini belirtiyor Ayşe, “Bunun için birlik olmamız lazım ama herkes ‘Borcum var, iyi kötü bir işimiz var’ diyerek korkuyor” diyor.

TAŞERON İŞÇİLERİN TALEBİ; SENDİKA

Ankara Onkoloji Hastanesi yemekhanesinde çalışan taşeron işçiler, sendikalı olabilmek için yaklaşık 3 yıldır çabalıyor. İlk aşamada Hak İş’e bağlı Türkiye OLEYİS’e üye olan bir grup işçi, uzun uğraşlar sonucu diğer arkadaşlarını da ikna ederek örgütlenmişler. Bu aşamadan sonra ise şirket, hastane idaresi ve sendika yönetimi ile uğraşıp durmuşlar. İhalelerin yenilenmesiyle her seferinde yeniden başlayan süreç, sendikanın ilgisizliği ile de birleşince süreç, sonu görünmeyen bir tünele dönüşmüş. Bu üç yıl boyunca işçilerin yanına yalnızca birkaç kez uğrayan sendikacılara kimsenin güveni kalmamış. Başka bir sendikaya üye olma düşüncesinden ise “aynı şeyleri tekrar yaşamak zorunda kalırız” kaygısıyla vazgeçilmiş.

"FİRMANIN İNSAFINA KALMIŞIZ"

Nursel İNALCUK

10 yılı aşkın süredir aynı taşeron şirkette çalışan bir kadın işçi, şu anda çalıştığı taşeron firmanın “öncekine nazaran daha iyi” olduğunu belirtiyor. Bu “daha iyi”lik halini ise şöyle anlatıyor: “Örneğin boş kaldığımız zamanlarda oturarak dinlenebiliyoruz, izin almamız konusunda da bu firma daha esnek. Bir örnek daha verecek olursam eski firmamız yol parası vermezken yeni firma veriyor. Sonuç olarak firmanın insafına kalmışız.”

Kadrolu ve sendikalı işçilerin kendilerinden iki kat fazla mesai ücreti aldığını, kadrolu olmadıkları için iş güvenceleri de olmadığını belirten taşeron işçi, yaşadıkları sorunlar karşısında başvurabilecekleri bir yetkili olmamasından da şikayetçi. “İşyerinde yaşadığımız hiçbir sorun için hastane müdürüne gidip bir şikâyet ya da talepte bulunamıyoruz. Hastane yetkililerine gittiğimiz zaman ‘Muhatabınız biz değiliz, şirket’ diyor fakat hastane müdürü gelip denetleme yaptığı zaman bizi muhatap alıyor” diyor.

Bütün bu sıkıntılara karşı en önemli talebi sendikalı olabilmek; ama sendikaların da göstermelik olmaması, gerçekten işçinin yanında olması gerektiğini ekliyor.

kaynak: evrensel.net/14.07.2019